Paşinyan kazandı ama anayasayı tek başına değiştirecek üçte ikilik çoğunluğu elde edemedi. Karşısında artık sandıktan daha homojen, daha öfkeli ve doğrudan Kremlin’in desteğini arkasında hisseden, meşruiyet tartışmalarını her platformda büyütecek bir muhalefet bloku var.
Ermenistan dün, tarihinin en zor jeopolitik tartışmalarından birinde kendi geleceğine dair kader tayin edici bir seçime gitti. Sandıkların tümünün açılmasıyla netleşen geçici sonuçlar, Nikol Paşinyan’ın Sivil Sözleşme Partisi’nin yüzde 49,81’lik oy oranı, hem içerideki sarsıntıyı hem de sınırların ötesindeki büyük hesaplaşmayı çıplak bir şekilde önümüze serdi. Kimilerine göre bu bir “tarihi zafer”, kimilerine göre ise uçurumun kenarında dengede kalma çabası. Ancak ne olursa olsun, yüzde 59’a yaklaşan yüksek katılım oranının bize fısıldadığı hakikat, alelade bir seçim aritmetiğinin çok ötesinde anlamlar taşıyor.
Ermenistan, yıkıcı 2023 Dağlık Karabağ yenilgisinin, büyük bir toplumsal travmanın ardından ilk kez bu denli keskin bir olağan sandık sınavından geçti. Seçim meydanları bir süredir adeta Moskova ile Brüksel arasında görünmez bir cephe hattına dönüşmüştü. Kremlin’in tarım ürünlerine getirdiği ambargolar gibi örtülü ekonomik tehditlerine ve her türlü dezenformasyon dalgasına rağmen, halkın yarısı yüzünü Batı’ya dönmeye devam etmek istediğini ilan etti. Paşinyan’ın aldığı bu oy, Ermeni toplumunun güvenlik mimarisinde radikal bir eksen kaymasına, yani Rusya’ya olan o asırlık ve artık güvensiz bağımlılığı bitirme iradesine verilmiş zoraki bir vizedir.
Ancak madalyonun bir de ters yüzü var ve muhalefetin bu seçimde gösterdiği direnç göz ardı edilebilecek cinsten değil. Rusya yanlısı milyarder Samvel Karapetyan liderliğindeki “Güçlü Ermenistan” ittifakının yüzde 23,31, eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın Ermenistan İttifakı’nın ise yüzde 9,95 oranında oy alması, Müreffeh Ermenistan ile birlikte muhalif blokun toplamda yüzde 37’yi aşan bir gövde gösterisi yaptığını kanıtlıyor.
Muhalefet kanadı, kampanya dönemi boyunca ve seçim gecesinde iktidara karşı çok sert argümanlar ileri sürdü. Başta Karapetyan olmak üzere muhalif liderler, Paşinyan hükümetini devlet imkânlarını fütursuzca kullanmakla, yargıyı silah gibi kullanmakla, otoriterleşmekle ve oyları manipüle etmekle suçladılar. Kampanya sürecinde muhalif isimlerin ev hapsinde tutulması veya kelepçelenmesi, Ermenistan Demokrasi Uluslararası Gözlemevi gibi bağımsız kurumlar tarafından da “muhalif görüşleri bastırma eğilimi” olarak eleştirildi.
Dolayısıyla muhalefet için bu sonuçlar, Paşinyan’ın ilan ettiği meşruiyetin karşısında duran güçlü bir reddediş vesikasıdır. Muhalif blokun en temel eleştirisi, Paşinyan’ın yürüttüğü “teslimiyetçi” dış politikaya yönelikti. Eski liderler Robert Koçaryan ve Serj Sarkisyan, Rusya ile güçlü askeri ve ekonomik bağların koparılmasının Ermenistan’ı savunmasız bırakacağını, Paşinyan’ın bölge gerçeklerinden uzak hayaller uğruna ülkenin ulusal güvenliğini riske attığını savundular. Paşinyan’ın seçim meydanlarında halka hitaben söylediği “Biz sadece 3 milyonuz, artık hayal dünyasından çıkıp gerçekleri görmeliyiz” şeklindeki rasyonel çağrısı, muhalefet tarafından korku siyaseti ve ablukaya boyun eğme olarak nitelendirildi.
İşte dün sandıktan çıkan bu bölünmüş tablo, Ermenistan halkının bir yarısının rüyadan uyanıp Batı merkezli yeni bir güvenlik mimarisine onay verdiğini, diğer yarısının ise hâlâ Rusya’nın koruyucu şemsiyesine sığındığını gösteriyor. Ancak her şeye rağmen, mevcut yasal sistemin birinci partiye tanıdığı istikrarlı yönetim avantajıyla hükümeti kuracak olan Paşinyan, seçim zaferinin hemen ardından Türkiye ve Azerbaycan’a çok net mesajlar gönderdi. Ankara ve Bakü ile normalleşme, diplomatik ilişkilerin kurulması, sınır kapılarının açılması ve bölgesel ablukanın kırılmasını sağlayacak yenilikçi ulaştırma projelerinin (TRIPP) hayata geçirilmesi çağrısında bulundu. Bu yönüyle sandık, Brüksel’in desteğiyle sınırların açılmasına yönelik atılacak adımların arkasındaki toplumsal meşruiyet zeminidir.

Yine de Kafkasya’da hiçbir zafer göründüğü kadar pürüzsüz, hiçbir barış vaadi göründüğü kadar kolay değildir. Paşinyan kazandı ama anayasayı tek başına değiştirecek üçte ikilik çoğunluğu elde edemedi. Karşısında artık sandıktan daha homojen, daha öfkeli ve doğrudan Kremlin’in desteğini arkasında hisseden, meşruiyet tartışmalarını her platformda büyütecek bir muhalefet bloku var.
Ermenistan’da sandıktan çıkan sonuçlar, Erivan’ın dış politikada Rusya bağımlılığını azaltma ve komşularıyla doğrudan diyalog kurma yönünde artık yeni bir döneme girdiğini göstermektedir. Kafkasya’da dengelerin yeniden kurulduğu bu süreçte kalıcı barış, Ankara ve Bakü’den gelecek rasyonel ve diplomatik karşılıklara bağlıdır.