Her devrin ‘haini’ Ali Kemal: Gölgede bir edebiyatçı…

29 Mayıs 2026

Ali Kemal, Türkiye’de ‘hain’ bahsinde ismi en çok geçenlerden. Abdülhamid istibdadına da karşıydı, İttihat Terakki’ye de. Osmanlılık kimliğinin devamında görüyordu memleketin geleceğini, bu nedenle Milli Mücadele’ye de karşı çıktı. İzmit’te İsmet İnönü’nün, Yahya Kemal’in Lozan’a giderken trenden meydanda taşlanıp asılmış gördükleri hali de tarihin hafizasında kayıtlı. Ancak bir de ‘edebiyatçı’ Ali Kemal var. Belki bir gün onun eserleri de gölgeden çıkıp Türk klasikleri arasına girer…

Tarih yazımı, milli kahramanlara ihtiyaç duyduğu kadar hainlere de ihtiyaç duyar. Özellikle de bizim gibi tarihin eleştirel bir zeminde tartışılmasının zor, siyah ve beyazın baskın olduğu toplumlarda.

Yakın tarihimizin simaları arasında hain parantezine alınıp parantezin sıkı sıkıya kapatıldığı isimlerden biri de, ömrü fikir mücadeleleri ile geçen Ali Kemal’dir. Öyle ki adı neredeyse hainle eşanlamlıdır, bilhassa basın kavgalarında muhalif isimler Ali Kemal’likle suçlanır. Ölümünün üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen bugün hala Ali Kemal’i yazmak, geçmişin sözcülüğünü üstlenmekle eş değer görülebilmekte.

Çok uzakta değil, 2006 yılında Hasan Cemal’in, Murat Belge’nin, Erol Katırcıoğlu’nun yargılandığı davada duyulan “Dün Ali Kemal, bugün siz” bağırış çağırışları hafızalarda taze…

Halbuki kişilerin ayrıldıkları siyasi kutuplar ile ortaya koydukları edebi mahsulleri birbirinden ayrı değerlendirmek, bu kişilerin eserlerinin üzerindeki tozu silkelemeye çalışmak da bir tercihtir.

“ARTİN KEMAL” LAKABI, LİNÇ EDİLMESİ…

Gazeteci, yazar ve siyasetçi Ali Kemal 1869 yılında İstanbul’da doğdu. Asıl adı Ali Rıza olmasına rağmen Namık Kemal’e hayranlığı nedeniyle yazılarında Ali Kemal ismini kullandı ve bu isimle tanındı. Ömrünün uzunca bir kısmı Halep’te, Paris’te sürgün hayatı ile geçti. Darülfünunda Osmanlı tarihi hakkında dersler verdi. Abdülhamid’in istibdadına karşıydı ancak bu muhalefet Abdülhamid’in şahsına değil, rejime karşıydı. İkdam’da, Peyam-ı Sabah’ta yazdı. İttihat Terakki ile kavgası, Hüseyin Cahit’le polemiği hiç bitmedi.

Ali Kemal, Damat Ferit’le birlikte…

Osmanlılık üst kimliğini savundu, memleketin geleceğini bunda gördü. 1915 olaylarının karşısında yer aldı bu yüzden muhalifleri tarafından“Artin Kemal” lakabı takıldı. Milli Mücadele sırasında İttihat ve Terakki’nin devamı gördüğü Kuvâ-yı Milliye’ye ve Mustafa Kemal’e karşı sert bir muhalefet yürüttü. 10 Eylül 1922’de kaleme aldığı, “Gayelerimiz Bir İdi ve Birdir” başlıklı son yazısında Milli Mücadele’nin başarısını kabullendi, yanıldığını teslim etti…

5 Kasım 1922’de, Teşkilât-ı Mahsusa ve İstanbul Emniyeti’ne mensup görevliler tarafından traş olduğu berber dükkânından alınarak Ankara’ya gönderilmek üzere İzmit’e götürüldü ve bölge komutanı Sakallı Nureddin Paşa’ya teslim edildi. İstiklal Mahkemesinde yargılanması amaçlanıyordu. Ancak Nureddin Paşa’nın emri ile komutanlık binası önünde toplanan kalabalığın önüne çıkarıldı. Taş ve sopalarla linç edilerek öldürüldü. Çıplak vücudu sokaklarda dolaştırıldı. Beyaz gömlek giydirilen cesedinin üzerinde “Hain-i din ve vatan Artin Kemal” yazılıydı. Uzun süre belirlenemeyen mezarı, 1950’li yıllarda ortaya çıkarıldı. Ölümü, Gazi Mustafa Kemal tarafından tasvip görmedi, Nurettin Paşa Nutuk’ta en sert eleştirdiği isimler arasında yer aldı.

GÖLGEDE KALAN EDEBİYATÇI, ALİ KEMAL…

Ali Kemal, elli beş yıllık kısa ve hareketli ömrüne bir çok eser sığdırdı. Ancak hep söylenegeldiği gibi siyasi alandaki muhalif çizgisi ve vatana ihanetle suçlanması, onun edebî alandaki başarılarını gölgede bıraktı. 1922 yılında öldükten sonra bir süre basında bahsi geçmedi, edebiyatta ismi silindi. Sonradan hakkında çıkan yazılar ise tahmin edileceği üzere ‘düşmanca’ydı.

55 yıllık ömründe vatanın her türlü fikri münakaşasına karıştı. Mülkiyeden hocası olan Mizancı Murad’ın ondaki etkisi büyüktü, Ahmet Mithat’ı her daim saygıyla andı. Eski edebiyatın meftunuydu, dilde sadeleşmenin karşısındaydı ama kullandığı dilde aşırı terkiplerden yana olmadı, bir üslubu, ustaca kullandığı bir dili vardı.

Ali Kemal, hayatının ilk yarısını Ömrüm ismini verdiği ve Peyam’da tefrika halinde yayımlanan eserinde kaleme almıştır. Bu eserin eski harflerden yeni harflere aktarımı ancak 1984 yılında oğlu Zeki Kuneralp tarafından gerçekleştirilmiştir ki Ali Kemal bu eserinde yalnızca kendi hayat hikayesini anlatmaz. Devrinin İstanbul’unu, sosyal ortamını, mekteplerini, hatırladığı edebiyat münakaşalarını, Halep yıllarını da canlı bir anlatımla ortaya koyar.

Kimbilir belki bir gün geniş anlatı ormanlarında 150’likler listesindeki Refik Halid’e açılan kapı Ali Kemal’e de açılır, yazıları edebi kanona dahil edilir. Ve yine kimbilir belki “Çölde Bir Sergüzeşt” yahut “İki Hemşire” romanlarına Türk Edebiyatı klasikleri arasında bir yer açılır.

Previous Story

Özgür Özel: ‘Bizi partiden ayrılmaya zorlayan bir tutum var’

Next Story

Dünya Meteoroloji Örgütü rekor sıcaklıklar için uyardı