DEVA Partisi lideri Ali Babacan, KHK’lı vatandaşların yaşadığı sorunları TBMM gündemine taşıdı: İktidarın “toplu cezalandırma” yöntemine başvurduğunu savundu.
Paylaş
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin demokrasi, hukuk ve ekonomi alanlarında derin krizler yaşadığını belirtti.
Gazeteciler üzerindeki yargı baskısından KHK mağduriyetlerine, asgari ücretin yetersizliğinden ihracatçı sektörlerdeki çöküşe kadar pek çok konuda iktidara sert eleştiriler yöneltti.
Konuşmasına “Ağır bir demokrasi krizi içindeyiz” sözleriyle başlayan Babacan, sadece nisan ayında gazetecilerin yetmiş beş kez hâkim karşısına çıktığına dikkat çekti.
Gazetecilerin baskı altında olduğu bir ülkede demokrasiden bahsedilemeyeceğini ifade eden DEVA lideri, sandıktan alınan desteğin iktidara sınırsız bir yetki vermediğini hatırlattı: “Demokrasi ancak ve ancak hukukla ve ifade özgürlüğüyle kıymetlidir. ‘Ben yüzde elli artı biri aldım, aklıma geleni yaparım’ anlayışı demokrasiyle bağdaşmaz.”
KHK MAĞDURİYETLERİ İÇİN KAPSAMLI EYLEM PLANI
Toplantıya katılan KHK mağdurlarını selamlayan Babacan, sürecin başından itibaren “Kurunun yanında yaşı da yakın” anlayışıyla yanlış yönetildiğini savundu.
Milyonlarca kişinin terör örgütü üyeliği iddiasıyla savcılık süreçlerinden geçmesini eleştiren Babacan, “Hangi ülkede milyonlarca üyesi olan bir terör örgütü olabilir?” diye sordu.
DEVA Partisi’nin 8 numaralı eylem planını bu mağduriyetlerin giderilmesine ayırdıklarını hatırlatan Babacan, hukuksuzlukların yine hukuk devleti ilkeleriyle çözülmesi gerektiğini vurguladı.
EKONOMİDE YIKIM TABLOSU VE ASGARİ ÜCRET
Ekonomi yönetimini de sert dille eleştiren Babacan, hükümetin fiyat artışlarını yalnızca izlediğini belirtti.
Pandemiden bu yana dünyada gıda enflasyonu toplamda yüzde kırklar seviyesindeyken, Türkiye’de kümülatif enflasyonun yüzde sekiz yüzü geçtiğini söyledi.
Yüksek enflasyona rağmen asgari ücrete ara zam yapılmamasını “kul hakkı” olarak nitelendiren Babacan, “Enflasyonun patlaması ülkeyi kötü yönetenlerin suçudur, faturası çalışana ve emekliye çıkarılamaz” dedi.
Babacan, Türkiye’nin lokomotif ihracat sektörlerinin çöktüğünü iddia etti. Beyaz eşya ihracatının iki bin yirmi birde yirmi altı milyon adetten, iki bin yirmi beşte yirmi milyon adede gerilediğini belirten Babacan, bu yılın ilk üç ayında da geçen yıla göre yüzde yirmi üç düşüş yaşandığını açıkladı. Sanayicilerin dertlerini dile getirdiğinde hapis cezasıyla tehdit edildiğini savundu.
ULTRA ZENGİNLERİN SAYISI YÜZDE DOKSAN ÜÇ ARTTI
Türkiye’de serveti otuz milyon doların üzerinde olan “ultra zenginlerin” sayısının son beş yılda yüzde doksan üç artarak dört bin iki yüz sekiz kişiye çıktığını belirten Babacan, bu artışın üretimden değil, yüksek faizden kaynaklandığını söyledi. İktidarın ekonomi politikasının “fakirden alıp zengine verdiğini” savundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “aile on yılı” açıklamasını ve doğum oranlarındaki düşüşe ilişkin endişelerini de değerlendiren Babacan, doğurganlık hızının iki bin on yediden bu yana sürekli düştüğünü ve iki bin yirmi dört itibarıyla bir tam yüzde kırk sekiz seviyesine indiğini belirtti.
Nüfusun sabit kalması için gereken iki tam yüzde bir oranının altına inilmesinin temel nedeninin ekonomik güvensizlik olduğunu vurguladı.
Babacan, bu düşüş trendinin başkanlık sistemine geçiş dönemiyle çakıştığına dikkat çekerek, “O gün bugündür ülke iflah olmuyor. Önce ortamı hazırlayın, ekonomiyi düzeltin, refahı artırın; bakın doğum oranları nasıl artıyor” ifadelerini kullandı.