CHP Grup Başkanı Özgür Özel, mutlak butlan davasındaki tedbir kararı ve sonrasında yaşananlar için, “Benim suçum, Amerika ve İsrail’in bölgedeki planladığı düzene ve nizama uyum gösterecek makul bir aktör olmayı reddetmek” dedi
Özgür Özel, Halk TV canlı yayınında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Bu noktaya neden geldik, nasıl geldik? 2011’de milletvekili oldum, cezaevlerini ilk kez CHP olarak ziyaret ediyoruz. Mehmet Haberal’ı ziyaret ettim. Haberal beş dilde bir kitap yazmıştı, ‘Suçum ne?’ diye. Şimdi biz bu noktadayız ya, devlet bütün gücüyle üzerimize saldırıyor, partimizin içinden de birileriyle bir süreç yürütüyorlar.
Peki bizim suçumuz ne, ne yaptık biz? Geçmişte CHP kurultayları yapılıyor, kesinleşiyor. Bu son bizim yaptığımız ve tartışmayı üzerinden yürüttükleri, karar çıkardıkları kurultay, geçmişte yapılmış hiçbir kurultaydan daha tartışmalı değil, hatta en tartışmasızı. Müthiş bir demokratik sonuç doğurmuş. Bütün Türkiye’nin gözü önünde olmuş ne olduysa. Ama ne oldu da başımıza bunlar geliyor?
“Seçmenle aramızda büyük bir duygusal kopuş vardı”
Bizim suçumuz Adalet ve Kalkınma Partisi’ni 24 yıl sonra yenmiş olmak. Birinci suçumuz bu. Kendi kendimize işlediğimiz suç da partiyi 47 yıl sonra birinci parti yapmak. Eğer partiyi birinci yapmazsam, kongreye götüreceğim ve aday olmayacağım demiştim. Partimiz 13 kez seçim kaybetmesine rağmen hiçbir seçimden sonra bir kurultayla güven tazelememiş, özeleştiri yapmamış ve bu konuda sert eleştirilere muhatap olan bir partiyken ben bu sözleri söylediğimde büyük bir duygusal kopuş vardı seçmenle aramızda.
Cumhuriyetin 100. yıl seçimini kaybetmiştik. Kesin kazanmamız gereken bir seçimi kaybetmiştik ve kendi hatalarımız yüzünden kaybetmiştik. Seçmen daha da sandığa gitmeyeceğim diyordu. O süreçte ‘bir değişim yapacağız, CHP değişirse Türkiye değişecek’ dedik. Değişim kurultayına gittik ve sıraladık neler yapacağımızı. Çok uzatmayacağım, ne dediysek de yaptık ve kurultayda seçildik.
Diyorlar ki kurultayda ne oldu? Kurultayda şu oldu. Kurultaydan öce sevgili Muharrem İnce’nin bir lafı vardı. Kulağı tırmalıyor ama etkisi de fena bir laf. Buna da birçok kişi ‘doğru’ diyordu. Diyordu ki ‘Atatürk kalkıp gelse bu delegeyle bu seçimi kazanamaz’. Benim bu seçimi kazanmayacağımı, kendisinin de iki kez deneyip yapamadığını söyledi. Sonra da kutlama için aradığında ‘Genel Başkanım kutluyorum, ben yapamadım sen yaptın’ dedi. Peki ne oldu? Ben hep şunu savundum, göreceksiniz delege ikna olacak. O delege nasıl ikna oldu? Dedim ki ‘komşusu, berberi, torunu ikna edecek. Evden uğurlarken kızı ikna edecek’.
“Gün boyu susmadı o slogan”
Kurultay salonunu hatırlıyorsunuz, bazı sloganlar zoraki atılır, büyümez salonlarda meydanlarda. Bazısı da saman alevi gibi yayılır. Solda yukarıda bir yerden ‘Delege sokağın sesini dinle’ diye bir slogan duydum, bütün salonu sardı. Gün boyu susmadı o slogan. Salondaki 8-10 bin kişi bu sloganla delegeye sesini duyurdu. O delege Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir siyasi partinin genel başkanını seçimle değiştirebildi. O değişimin sonucunda biz göreve geldik. Ne vaat ettiysek yaparak ve doğru bir yöntemle, anketlerle adayları seçip takip ederek, yapay zekadan yararlanarak… Adaylar doğru belirlendi, doğru izlendi ve müthiş bir şey oldu. Beklenmedik bir şey yaptık, AK Parti’nin beklemediği bir şey yaptık. Nüfusun yüzde 65’ine, ekonominin yüzde 85’ine hizmet edecek şekilde seçimleri kazandık.
“Bizzat Adalet Bakanı tarafından neyin söylendiğini de biliyorum”
Kimden duydun diye sorulduğunda ‘Kimden duyduğumu unuttum’ diyen adamların ifadeleriyle yürüyor orada davalar. O davaları beklemeden, hukuk davasının ceza davasının sonucunu beklemesi lazım normalde. Nasıl olduğunu bildiğimiz, Adalet Bakanlığı yönetiminde, oradaki üç hakime nelerin söylendiğini ve bizzat Adalet Bakanı tarafından neyin söylendiğini de biliyorum, geleceğin iktidar partisine darbe yapıldı. Dört kurultayın mazbata almış genel başkanının mazbatalarına hiçbir şey olmadığı halde bir mahkeme kararıyla 2020’de maskelerle seyircisiz yaptığımız kurultayda seçilen genel başkana ‘Sen genel başkansın, diğer kurultayları yok sayıyoruz’ dediler.
Son sözüm şu olsun; kurultayda Kemal Bey’le yarıştık ve kazandım. Sonraki kurultayların üçünde de geçerli oylarım tamamını aldım. Çünkü parti büyük saldırı altındaydı. Ama velev ki son üç kurultaydan birini kaybetseydim, yerime yarışsaydık Bengü Hanım (stüdyodaki gazeteci Bengü Şap Babaeker) seçilmiş olsaydı, şu anda CHP’nin Genel Başkanı Bengü Hanım olsaydı, mutlak butlan kararıyla Kemal Bey’i göreve getirdiklerinde Bengü Hanım’ın suçu neydi? O dört sene sonra geldi ve Özgür Özel’i yendi. Ne kadar büyük bir hukuksuzluğun, akıl tutulmasının, hukuk tanımazlığın içinde olduğumuz görmek açısından…
Benim suçum, ekibimin suçu seçim kazanmak. AK Parti’ye tehdit oluşturmak. Devamını söyleyeyim mi? Amerika’nın, İsrail’in bölgedeki planladığı düzene ve nizama uyum gösterecek makul bir aktör olmayı reddetmek. Onların tarif ettiği o düzenin içinde yer almayacağımızı söylemek.
“Geçmişte bizim de kusurumuz vardı, hiçbir zaman aksini söylemedik”
Kemal Bey’in girdiği son seçimde, ondan önceki seçimlerde Kemal Bey’den daha az çalıştıysam namussuzum. 2019 yerel seçimlerinde 41 ilde 267 aday tanıttım, 267 miting yaptım. Bunu 60 gün içinde yaptım, ayrıca kendi ilimde ve bütün ilçelerinde çalıştım. Ama biz şunu başaramadık bir türlü. Yüzde 25’lik cam tavanı bir türlü kıramadık. Biz bu seçimde yüzde 38’e gelirken… Türkiye’de toplum bazen çok büyük sıçramalar için çok uzun süre bekliyor ama bazen öyle bir şeyden etkileniyor ki… Öyle bir samimiyetten, iyi niyetten, gayretten ya da bir özeleştiriden, vitrin değişikliğinden, söylem değişikliğinden etkilenebiliyor. Bugün Recep Tayyip Erdoğan’ın bugünlere gelmesi noktasında hep kendilerinin anlattığı hikaye. Hapse girmesi ve oradan çıktıktan sonra partisini kurması ve buralara gelmesi. Büyük bir ekonomik krizin üstüne geldi, o oldu, bu oldu falan. Biz 2023 yılının kasımında milletin gözünün içinde bakan bir siyasetle, özeleştiri yaparak, gençler diyerek, kadınlar diyerek, yeni nesil bir siyaseti tarif ederek bir rüzgar yakaladık. Geçmişte yakalanamayan rüzgarlarda bizim de kusurumuz vardı elbette. Bunun hiçbir zaman aksini söylemedik.
Bugün geldiğimiz noktada partimiz Türkiye’nin birinci partisi olmuş, AK Parti yenilmiş. AK Parti zaten saldırıyor ama bu saldırıdan medet umup, buradan parti içi iktidar isteyip, bu size teklif edilince bunu kabul edip, bir an önce partinizi sandığa götürmek yerine çeşitli bahaneler üretip… Daha düne kadar kurultay yapılamaz tedbir var diyorlardı. Bugün olağan kurultay takvimini işletmeye… Olağan kurultay takvimi günü geldiğinde işletilecek ve bu mahkeme kararıyla yapılamayacak bir şey. Kamu hukukçuları, 32 çok güçlü isim ‘derhal olağanüstü kurultay yapılmalıdır, tedbir kurultaya karşı değil, aksine zorunlu kılar’ diyor.
Ama öyle bir noktada ki… Gelmişler, ‘Sandık koyarsak Özgür Özel yine oyların tamamını alır seçilir, biz bu ekibi yenemeyiz, sokaktaki hava yüzde 99,9 partinin uğradığı bu saldırıdan dolayı Özgür Özel’e ve arkadaşlarına sahip çıkıyor. Sokağa çıkamıyoruz, delegenin karşısına çıkamayız, seçmenin karşısına çıkamayız. Ne yapalım? Biz kurultay yapmayarak burada oturalım. Nasılsa unuturlar, nasılsa gevşerler. Yok direnirlerse de partiden atarız, giderler başka yerlere. Biz burada rahat ederiz’. Böyle bir şey yok. Benim bunu anlamam, kabullenmem, normalleştirmem ve milletin buna rıza göstermesini beklemem olmaz. O zaman milletin gözünde benim de bir güvenilirliğim, değerim kalmaz. Net olan bir durum var. Bütün bu son anketleri de aldım, arşivledim. Partiyi yüzde 13’le aldık. Partiyi bıraktığımız noktada birinci partiydi. Kimi 36 kimi 33 gösteriyor.
“Kabul edilebilir, affedilebilir tarafı yok”
Partiyi birinci parti yapmışız, sandıkta yüzde 38 oy almışız. AK Parti yönetiminin bunu hazmetmemesini anlıyorum. Kanun tanımaz yollarla saldırısına karşı mücadele etmem lazım. Ama bu mücadelede esas benimle birlikte olması gerekenlerin bir kısmının o tarafla mutabakat halinde, yargı oyunlarıyla bunu engellemeye çalıştığını görüyorum. Bunun kabul edilebilir, affedilebilir herhangi bir tarafı yok.
“Onun toplumsal tepkisini şu an göze alamamışlar”
(Disipline sevk edilme ihtimaliyle ilgili soru üzerine) Toplumun gösterdiği dayanışmayı, sahiplenmeyi görüyorlar. Onun toplumsal tepkisini şu an göze alamamışlar. Bizi sahiplenme noktasında onların beklediği gibi bir gevşeme olursa o zaman yapacaklar. Dünkü ihraçların iki yönü var. Birincisi, bugün yapılacak PM toplantısı öncesinde çoğunluğu elimizden almaya çalışmak. Ama burada çok ayıplı, affedemeyeceğim bir durum var. Oradaki seçilmemiş sözcü ihraçları anlatırken ‘Bu arkadaşlarımız yargının karşısına gidecekler, orada yargılanacaklar, aklanırlarsa gelecekler’ diyor.
“Butlan kararı parti tüzüğünü ortadan kaldırmadı”
Siz ne zamandan beri kendi partinizin milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılacağını dilinizin altındaki bakla olarak söylüyorsunuz. Bu arkadaşlarımız milletvekili, AK Parti gelip bu arkadaşların dokunulmazlığını kaldırmayı dillendiremiyor. Siz nasıl olur da, yıllardır dünya kadar itirafçı ki her bir tanesi teker teker dökülüyorlar. Böyle ortaya çıkartılmış dosyaları, adil bir yargı varmış gibi gösterip, milletvekillerimizi MYK’dan ihraç yapıyorlar, Parti Meclisi yetkili olduğu halde. Hükümete bu arkadaşların dokunulmazlığını kaldırın mesajı veriyorlar. Kim yapacak? Cehennemin kapaklarını kendi arkadaşların için sen açacaksın, utanmadan sıkılmadan Parti Sözcüsü diye unvan kullanacaksın. Mutlak butlan kararı parti tüzüğünü ortadan kaldırmamıştır. Parti tüzüğünde tedbir yoktur. MYK, PM’den güven oyu almadan göreve başlayamaz. Hukuksuz bir MYK oluşturmuş, bir de utanmadan rezalet bir şekilde arkadaşlarını AK Parti yargısının kucağına atmanın teaser’ını veriyor. Toplumsal olarak böyle bir beklentiyi yaratacak ilk adımı atıyor. Yazıklar olsun.
“25 Temmuz’dan önce kurultay yapmamak partiye ihanettir”
Öyle bir noktadayız, adamlar kurultayımızı iptal ettiler, altı yıl önceki kurultaya döndüler. Siyasi Partiler Kanunu diyor ki, bir siyasi parti iki kongresini yapmazsa seçime giremez diyor. Altı yıl geçmiş, böyle bir risk var. Buna katılan hukukçular var, katılmayan hukukçular var. Günü geldiğinde Yüksek Seçim Kurulu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazacak ve seçime girme yeterliliği olan partileri talep edecek. Böyle bir kumpaslar sonucunda kurultaysız bırakılmış bir partinin seçime sokulmaması hukuki bir iş olmaz ama bugün bize bunu yapanlar, yarın seçim kararı alındığında, Yargıtay bunu böyle yazarsa ne yapacağız. Böyle bir ihtimal var mı, yok mu? Bu arkadaşların elinde kalırsa partinin seçim kazanma iddiasının olmadığını biliyoruz ama tut ki Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçimlere girmesini tehlikeli buldu kendisi açısından ve seçime giremezsin dedi. Biz bir şekilde partimizi geri aldık, kurultayımızı da yaptık. Tam seçime gireceğiz, CHP iktidara tehlike teşekkül ediyor, ‘seçime giremez’ deyince ne yapacağız? 25 Temmuz’dan önce bir kurultay yapılması kaçınılmaz olandır, yapmamak partiye ihanettir. Bu partiye gönül vermiş, umut bağlamış bu kadar insanın umutlarını boşa düşürmektir.
“Bu öfke sürece yayılıp sönümlenirse, duygusal kopuşa, apatiye, CHP’den ümidi kesmeye yol açar”
Bizim işimiz sahanın duygusunu anlamak. Ben sahada bu kadar büyük bir öfkeyi otobüsün üstünden hiç deneyimlememiştim. Bu öfke sürece yayılıp sönümlendirilirse dedikleri gibi, bir duygusal kopuşa, bir apatiye, CHP’den ümidi kesmeye yol açar. En tehlikelisi budur. Mesele Kemal Bey ile Özgür Bey meselesi değil. Mesele Tayyip Bey’in rejimiyle Türkiye’nin demokrasi meselesi. Tayyip Bey’i yeniden seçtirmek için oluşturmuş bir yol haritasını, patikayı yürüyenlerle biz bu oyunu bozacağız diyenlerin mücadelesi var. Bize yapılmaya çalışılan, CHP’yi kendi içinde kavga ettirmek, mümkünse bölmek. İktidara yürüyen bir partiden, kendi içinde iktidar kavgasında olan bir partiye dönüştürmek. Meselenin özü 20 bin TL’lik emekli maaşını, 28 bin TL’lik asgari ücreti konuşmasını engellemek. İktidarın diliyle uyumlanıp, iktidarın yargısının verdiği desteğin devam etmesini istiyorlar.
“AK Parti bu işin tam göbeğinde”
AK Parti bu işin tam göbeğinde, tam ortasındalar. Akın Gürlek, Erdoğan’dan aldığı talimatla ya da yapacaklarına Erdoğan’dan ‘peki’ dedirterek yaptıklarının bir sonucudur bu. CHP’de ne yaşanıyorsa AK Parti yargı kollarının rızası, talimatı ya da onayıyla yapılmaktadır. Millet de bunu gördüğü için grup toplantısında ‘bu işin içinde yokuz’ diye anlatıyor. Tayyip Erdoğan bu işin tam göbeğindedir. Mesele Tayyip Erdoğan ile millet arasındadır.
Benim gördüğüm şöyle bir şey var. İktidarın diliyle uyumlanıp, iktidarın yargısının verdiği desteğin sürmesi. Bir kere biz ‘Yurtta barış cihanda barış’ demiş, komşusunun bir karış toprağında gözü olmayan ama toprağımıza göz koyanın da gözünü oyacak kadar kararlı olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk anlayışındayız. Misak-ı Milli sınırlarımız var bizim. Biz Rusya’yla Soğuk Savaş sırasında komşu olmuş, Batı ittifakının parçası olmuş ve doğru bir denge politikasıyla Türkiye’yi doğru yerde tutmuş, İkinci Dünya Savaşı’nın dışında tutmuş, NATO’nun en güçlü ikinci ordusunun sahibi, Suriye’nin, İran’ın, Ermenistan’ın aynı anda sınır komşusu olan bir ülkeyiz. Bu ülkenin dış politikasının maceracı olmaması gerektiği, barışçıl olması gerektiği, dünyadaki denklemleri doğru analiz etmesi ama başkasının planının parçası olmaması gerektiğini biliyoruz. O Trump’ın düzdüğü methiyeler ya da Trump’a düzülen methiyeler, Büyükelçi Barrack’ın ‘Erdoğan’da olmayanı biz ona vereceğiz. Trump akıllı adam, Erdoğan’ın meşruiyeti yok, meşruiyet vereceğiz ama her şeyi alacağız’ yaklaşımı. Sonrasında da işte neo Osmanlıcılık, merhametli monarşi cümleleriyle uyumlanmayı gerçekten çok üzülerek dinledim. Ama şöyle yorumlamak isterim yine de. Şu anda bize karşı AK Parti yargı kollarının husumeti, saldırısı… Ki onlar için de bir tehdit olduğumuzu bildikleri için en acımasız en hukuksuz şekilde üstümüze geliyor, saldırıyorlar. Saldırmaya devam edeceklerine şüphem yok. Onları hem cesaretimiz hem de boyun eğmeyen tutumuzla kahretmeye de devam edeceğiz. Ama şu kadarını söyleyeyim. Oralardan medet uman ve o dile uyumlanan, parti içindeki bu mücadeleyle ilgili iktidar desteğini sağlamaya çalışan bir teşebbüs olarak görmeyi, diğer tarif ettiğiniz gibi görmeye tercih ederim. Varsın olan yine bana olsun ama Cumhuriyetin kurucu partisi için onu duymamış olalım.”