ABD’deki Washington Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Sağlık Ölçümleri ve Değerlendirme Enstitüsü’nün (IHME) yayımladığı kapsamlı yeni araştırmaya göre, dünyada ruhsal hastalıklardan muzdarip kişi sayısı yaklaşık 1,2 milyara ulaştı.
Araştırma, bilimsel dergi The Lancet’te yayımlandı.
Veriler, 1990 yılından bu yana ruhsal hastalık vakalarında yüzde 95,5 oranında dikkat çekici bir artış yaşandığını ortaya koydu. Anksiyete ve depresyon vakalarında yükseliş çok hızlı. Üçüncü sırada ise madde kullanım bozukluklarıyla birlikte görülmeyen kişilik bozuklukları var.
Ekonomik belirsizlikler, savaşlar, siyasi istikrarsızlık, sosyal izolasyon, sağlık hizmetlerine erişim sorunları ve Covid-19 pandemisinin uzun vadeli etkileri, ruhsal hastalıkların yaygınlaşmasında temel etkenler arasında.
Kaygı ve depresyon ilk sırada
Araştırmanın başyazarı olan ve Queensland Üniversitesi profesörü Damian Santomauro, depresyon ve kaygının en yaygın ruhsal hastalık türleri olduğunu belirtti.
Araştırmaya göre depresyon oranı yüzde 158, kaygı bozukluğu oranı ise yüzde 131 arttı.
Çalışma, Koronavirüs pandemisinin ruh sağlığı üzerinde derin etkiler bıraktığını da ortaya koydu.
Pandeminin sona ermesine rağmen kaygı ve depresyon oranlarının hâlâ yüksek seviyede seyrettiği ve 2020 öncesindeki düzeye geri dönmediği belirtildi.
En büyük risk gençlerde
Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri ise, tarihte ilk kez ruhsal hastalıkların en yoğun görüldüğü yaş aralığının 15-19 yaş grubuna kayması oldu.
Daha önce bu yoğunluk genellikle orta yaş grubunda görülüyordu.
Robert Trestman, ergenlik döneminin beyin gelişimi ve sosyal becerilerin öğrenilmesi açısından son derece hassas bir süreç olduğunu ifade etti.
Trestman, bu dönemde yaşanan herhangi bir bozulmanın uzun vadeli etkiler yaratabileceğini söyledi.
Öte yandan uzman, krizlerin artmasına rağmen ruhsal hastalıkların konuşulmasına yönelik toplumsal damgalamanın azalmasının, daha fazla insanın uzman desteği aramasına ve tedavi için başvurmasına katkı sağladığını da vurguladı.