Hüseyin Gün: “15 temmuz darbe girişiminin ardından FETÖ ile mücadele için devletim adına görev yaptım.
Yüz altmış sayfalık iddianamenin çok büyük bölümünde, etkin pişmanlıktan faydalanmak isteyen iş insanı Hüseyin Gün’e ait dijital materyaller, yazışma ve ifadeler var.
Etkin pişmanlıktan faydalanarak ifade veren Hüseyin Gün sözlerine “Kendimden eminim casus değilim” diyerek başladı. Hüseyin Gün “Bunu ilk kez burada söylemek zorunda kalıyorum” diyerek sözlerine şöyle devam etti:
“Huzurunuzda görülmekte olan yargılamaya dayanak teşkil eden, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bürosunca düzenlenen ve sizin de söylediğiniz gibi Sayın Başkan, 4 Şubat 2026 tarihli iddianame ile tarafıma yöneltilen TCK madde 328/1 uyarınca, siyasal veya askeri casusluk amacıyla bilgi temin ettiğim yönündeki iddialar tamamıyla mesnetsiz ve gerçek dışıdır.
Ben, hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliğini, iç veya dış siyasal yararları açısından gizli kalması gereken siyasi ya da askeri casusluk maksadıyla temin etmedim. Etmediğim gibi, kesinlikle böyle bir teşebbüste de bulunmadım ve kimseyle de paylaşmadım. Nitekim ikinci ifademde, -İstanbul TEM’de vermiş olduğum- müsnet suçu işlediğime dair en küçük bir ikrarda da bulunmadım. Çünkü ben ülkem aleyhine asla casusluk yapmadım ve şunu da önemle söylemek isterim: Kimseye de casusluk iftirası atmadım. Casus olmayan biri, başka hiç kimseye casus iftirası atamaz.”
Eğitim ve meslek hayatında edindiği birikimlerle bir şirket kurduğunu ve çeşitli alanda yatırımlar yapan bir iş insanı olduğunu ifade eden Gün sözlerine şöyle devam etti:
“Sonra üniversiteden kalma bir alışkanlığım olarak siyasette ve siyasetin nerede nasıl pişirildiğini, bilhassa Anglosakson siyasetin hangi mutfakta pişirilip nasıl geliştiğini merak ettiğimden ötürü önde gelen çeşitli düşünce kuruluşlarına üye oldum, yönetim kurulunda bulundum. Bunların önde gelenlerinden bir tanesi Londra merkezli Global Strategy Forum’dur. Nitekim benim için esas olan hükümetler değil, devlettir.
Bu şiarla; 2010 yılında Global Strategy Forum tarafından düzenlenen “Türkiye’nin Yükselen Network Dünyasındaki Rolü ve Konumu” seminerinde -ki medyada ulu orta çok değişik şeyler söylendi, tabii ki ben de linçe maruz kaldım- Lordlar Kamarası’nın, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinde ilk kez kapılarını Türk Devleti’ne açmasına büyük katkı sağladım. O toplantıda dönemin Devlet Bakanı Sayın Egemen Bağış, eski Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, Türk İngiliz Parlamenterler Dostluk Grubu Başkanı Sayın Suat Kınıklıoğlu, eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, o tarihte Başbakanlık Başdanışmanı olarak görev yapan, bugün MİT Başkanı olan Sayın Profesör Doktor İbrahim Kalın, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Üyesi Nursuna Memecan ve Başbakanlık Müşaviri pardon Cemalettin Haşimi ve bazı iş insanları…”
“DEVLETİM ADINA YURTDIŞINDA AKTİF GÖREV YAPTIM”
“Diğer taraftan iddianamede eklerindeki yazışmalarda sayın mahkemenizce yaptırılan Türkçe tercümelere bakıldığında, İstanbul TEM’de ve Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgum sırasında ayrıntılı biçimde belirttiğim üzere 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından FETÖ ile mücadele için devletim adına yurt dışında aktif biçimde görev yaptığım ve bu kapsamda bilhassa Avrupa ve Amerika’da firari olan önde gelen FETÖ’cülerin açık kimliklerini, adreslerini, oradaki ilişki ağlarını, mal varlıklarını Türkiye’den çalınan, tespit edilerek ülkemize iadesi için yoğun destek verdiğim kolaylıkla tespit edilebilmektedir.
Nitekim emniyet güçlerinin el koyduğu cep telefonumda avukatıma teslim edilen imajında da imajına bakıldığında yetki belgesinin ekimde, ekim 2016 yani darbenin sıcak günlerinde, 1 Mayıs 2017’ye kadar geçerli olan tam yetki, full yetki, dönemin 2016-2018 yılları arasında dönemin Başbakanlık Müsteşarı ve 2018-2023 yılları arasında ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak görev yapan Sayın Fuat Oktay tarafından Trident ve GPlus şirketlerine ülke ilişkileri ve tanıtımı yönlendirme, yönetme ve idare etme konusunda Türk devleti adına tam yetkiye haiz olduğu açıkça görülmektedir ve avukatım da size bu yetki belgesinin kopyasını ve resmi tercüman Türkçe tercümesini de size takdim edecek.”
“FETÖ’YE YÖNELİK OPERASYONLARDA PROJE YÖNETİCİSİYDİM”
“Dijital verilerimin üzerinde, soruşturma aşamasında yaptırılan Türkçe çevirilere ilaveten, Sayın Mahkemenizce re’sen seçilen bilirkişi Arman Işıtman tarafından yapılan 23 Mart 2026 tarihli çevirilere bakıldığında; bu şirketlerden birinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına yetki verilen ve yurt dışında FETÖ ile mücadele için yapılan tüm çalışmalara dair ödenekleri gerçekleştiren şirket olduğu, Gplus’ın ise Türk Devleti adına yurt dışında lobi faaliyetini yürütmek için tam yetki verilen şirket olduğu açıkça görülmektedir.
Nitekim soruşturma savcılığı talebine istinaden dosyaya ibraz edilen 19 Aralık 2025 tarihli MASAK raporuna göre, şahsi hesabımdan bu şirketlere yüklü miktarda döviz gönderilmiştir. Bunu da çok kolaylıkla, Sayın Başkan, tespit edebilirsiniz. Toplamda 1.500.000 avronun üzerinde olması gerek; ama detaylar sizde zaten mevcut. Bunun yanı sıra iddianamede tarafıma yöneltilen suçlamaya dayanak olarak gösterilen, yurt dışında FETÖ’ye karşı yürütülen mücadele kapsamında düzenlenen -işin aslında trajikomik tarafı bu- ve devlet sırrı olduğu bilhassa iddia makamı tarafından belirtilen BC, yani Black Cell (Türkçesi Kara Hücre) başlıklı raporları ve FETÖ ile ilgili örgüt şemalarını, yurt dışındaki irtibatlarımdan faydalanmak suretiyle bizzat ben hazırladım ve devletimizin resmi makamlarına iletilmesini sağladım. Nitekim iddianamenin eklerinde yer alan “Kodlamalar” başlıklı yazışmada da benim Türk Devleti adına yurt dışında FETÖ’ye karşı yürütülen mücadelede proje yöneticisi olduğum açıkça belirtilmiştir.”
“İBB VERİ TABANINI KOPYALAMADIM”
İBB veri tabanını kopyaladığı iddialarına ilişkin konuşan Gün şunları söyledi:
“Sosyal medya analizi için İBB veri tabanını kopyalamadım. Sosyal medya analizi için İBB verilerine gerek yok. Bu veriler açık kaynakta var. Bu iddia, fırında dağıtılan askıda ekmeğin çalınarak hırsızlık suçunun işlendiğinin iddia edilmesi gibidir”
Gün’ün savunması 12.23’te sona erdi
HÜSEYİN GÜN: ‘FUAT AVNİ’ İSİMLİ SOSYAL MEDYA HESABINI ORTAK OLDUĞUM ŞİRKET BULDU
“İddianamede 2012’de FETÖ mensubu Mustafa Özcan’la görüştüğüm yer alıyor. Benden Afrika’da yapılacak okul için maddi yardım istedi, kabul etmedim. Kaldı ki 2012 yılında FETÖ’nün varlığı tespit edilememişti. Devletimizin üst düzey yetkilileri Mustafa Özcan ve Fetullah Gülen ile görüşüyordu.
2014’te Fuat Avni hesabının başındaki kişi, benim ortak olduğum teknik şirket tarafından bulundu. Bunu devletime ilettim ama rapor ortadan kayboldu. FETÖ o yıllarda devlet içinde aktifti.”
Gün’ün savunması sona erdi.
Gün’ün savunması bittikten sonra salonda bulunan avukatlardan da Hüseyi Gün’e sorular soruldu. Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Hasan Fehmi Demir ile Gün arasında gerçekleşen “örgüt mensubu” diyaloğu ise dikkat çekti.
Hüseyin Gün, Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Hasan Fehmi Demir’in etkin pişmanlıktan yararlanmayı kendi isteyip istemediğine dair soruya “Hatırlayamıyorum” dedi.
Gün, Av. Demir’in “Siz çıkar amaçlı suç örgütü mensubu musunuz?” sorusuna ise yanıt vermedi. Gün, aynı soruyu soran hakimi de yanıtsız bıraktı.
İmamoğlu’nun avukatı Demir bunu, “Hayır derse etkin pişmanlıktan yararlanamayacak, Hüseyin bey zeki bir insan” şeklinde yorumladı.
Örgüt üyeliği suçlamasıyla açılan soruşturmalarda etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanılabilirken, ‘casusluk’ suçlamasıyla açılan soruşturmalarda etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanamıyor.
Necati Özkan Hüseyin Gün’e soruyor:
Necati Özkan: “En absürt davalardan biri. Sizinle 10 Haziran 2019 günü mesajlaşmışız. Sonra da 11 Haziran’da sizinle ve manevi annenizle buluşuyoruz. Daha önce temasımız oldu mu?”
Hüseyin Gün: “Hayır olmadı.”
Necati Özkan: “Size herhangi bir veri verdim mi?”
Hüseyin Gün: “Hayır vermediniz.”
Necati Özkan: “İBB ile ilgili herhangi bir çalışanla alakalı e-mail ve şifre verdim mi size?”
Hüseyin Gün: “Hayır.”
Necati Özkan: “Seçimlerle ilgili manipülasyon yapmanıza ilişkin talimatım oldu mu?”
Hüseyin Gün: “Hayır.”
Necati Özkan: “‘Bana bir sosyal medya analizi yapıp, rapor gönderin’ diye talepte bulundum mu?”
Hüseyin Gün: “Manevi annemin ricası üzerine gönüllü olarak ufak bir çalışma oldu.”
Necati Özkan: “Eylem 13’te İstanbul Senin ve İBB Hanem konuları geçiyor. Sizin bu uygulamalarda bir dahiliniz var mı?”
Hüseyin Gün: “Hayır hiçbir alakam yok.”
Duruşmaya Ekrem İmamoğlu’nun savunmasıyla devam edildi:
“Burada devletimiz adına milletimiz adına utanç verici bir iddianemeyle karşı karşıyayız. Deli kuyuya bir taş atmış istiyorlar ki birileri bu taşı çıkartsın. Dolayısıyla ben bu minik akıllı kişinin taşıyla ilgilenmeyeceğim.
İddia makamı eliyle sahteciliğe maruz bırakıldım. İddia makamının tehditleriyle, rehin almalarıyla, uydurma belgeleriyle uğraşıyorum. Kurulan kara düzende koltuktan kalkmama adına sergilenen siyasi müdahale, uydurulan senaryo ve bunu uygulayan aparatlar var.
Bizim burada verdiğimiz mücadele bir milli mücadeleye dönüşmüştür. Türkiye ve demokrasi adına en büyük muhalefet mücadelesi bugün ve aylardır Silivri’de verilmektedir. Biz kazanacağız.”
Davanın uydurma delil ve gerekçelere yaslandığını ifade eden İmamoğlu “Bu, seçimde karşıma çıkmaktan korkanların uydurduğu siyasi bir davadır” dedi.
Ekrem İmamoğlu, “Casusluk” iddianamesini havaya kaldırdı ve “İşte bu iddianame nedir biliyor musunuz? Tam bir hukuk cinayetidir. Sırası geldiğinde defalarca hatırlatabilirim. İddianame 159. sayfa. Zaten şunların hepsi çöp. Hepsi. Sorsanız iddianame hazırlamışlar. Çöp. Kopyala, fotokopi. Yazık sayın başkan, sayın heyet, size yazık biliyor musunuz? Kaç tane davanın içindeyim evet. Çok saygıdeğer avukatlarım var, görevleridir, okuyorlar, meslekleridir. Ben buradan ilan ediyorum, tek bir sayfasını hiçbir iddianamenin okumadım, gerek bile duymadım biliyor musunuz? Ne 4000 sayfalık İBB davasının ne bunun, bir sayfasını bile okumadım ve okumayacağım.” dedi.
İmamoğlu şöyle devam etti:
“Ama burası yeter; sonu: “Siyasal casusluk suçunun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbul olmak üzere ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığı…” Suç mudur Sayın Başkan? İstanbul’da seçimi kazanmak, başta İstanbul olmak üzere ülkemiz siyasetinde söz sahibi olmak suç mudur Sayın Başkan? Bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Şimdi buna kim dava diyecek? Kim casusluk davası diyecek? Kim diyebilir? Bu siyasi bir dava. Seçimde, sandıkta karşıma çıkmaktan korkak zihniyetin ortaya koyduğu bir siyasi davadır Sayın Başkan, sayın heyet. Bütün bunları yaşatacaksınız, ondan sonra Meclis’te yasa çıkaracaksınız, bu ülkeye de yabancı yatırımlar koşa koşa gelecek. Hadi oradan! Kimi kandırıyorsunuz, kimi aldatıyorsunuz?”
Hüseyin Gün‘ün, dönemin Başbakanlık Müsteşarı Fuat Oktay tarafından şirketlerine “Türk devleti adına tam yetki” verildiğini söylediği belge mahkemeye sunuldu. İngilizce hazırlanmış belgede “Trident Globe Ltd, G Plus Europe Ltd ile birlikte Türk Hükümeti adına ülkenin ilişkilerini ve tanıtımını yönlendirme, yürütme ve yönetme konusunda tam yetkilidir. Bu yetki 1 Mayıs 2017 tarihine kadar geçerlidir.” ifadeleri yer alıyor. Belgenin altında dönemin Başbakanlık Müsteşarı Fuat Oktay’ın imzası bulunuyor.

İmamoğlu, TELE 1 ve Merdan Yanardağ’ın dosyaya dahil edilmesine ilişkin şunları söyledi:
“TELE 1’e çökmek için Merdan Yanardağ’ı buraya dahil ettiler. Ben TELE 1’e gittiğimde Merdan Bey’i belki 2-3 defa ziyaret etmişimdir. Bunun dışında hukuksuzluklar yaşandığında destek amacıyla telefon açmışımdır. Merdan Bey’in aleyhime çok yorumu da olmuştur; sonuçta gazeteci. Belki kendisi beni tebrik ziyaretine gelmiştir.”
Bu sırada Yanardağ’ın “Gelmedim” demesi üzerine İmamoğlu, “Gelmemiş” karşılığını verdi. Salonda gülüşmeler yaşandı.
İmamoğlu şöyle devam etti:
“Ben hatırlamıyorum. Yanlış bir şey söylemeyeyim diye dönüp sordum. Kusura bakmayın yani. Şimdi benim basınla alakalı ilişkilerimi yöneten kişi, Merdan Yanardağ! Böyle bir şey olamaz yani. İddiaların seviyesine bakar mısınız yahu? Daha da ilerisi; 11 Haziran’da danışmanım Necati Özkan’la tanışan kişi, sadece 10 gün içinde, 10 gün içinde bana “Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli demokrasi zaferini, demokrasi zaferini şölenini kazandıran kişi diye tanımlanıyor şu iddianamede. Manipülasyonla kazandıran kişi” diye tanımlıyor… Birazdan anlatacağım size manipülasyonu.
Gerçekten Sayın Başkan, Sayın Heyet, İstanbul halkının iradesini, 10 milyonların Türkiye’nin değişim talebini, milletin sandıkta verdiği kararı yok sayan bu yaklaşıma karşı büyük direnci Türkiye’nin her yerinde milletin böyle köpür köpür damarlarının kaynadığı bir ortamı bu şekilde tanımlamak gerçekten akıl sağlığıyla ilgili sorun var demektir. Kötülüğün zirvesi demektir. Akıl ve ciddiyet sınırlarını zorlayan bir yaklaşım demektir.”
“SEÇİLDİKTEN SONRA TEK BİR KİŞİ DEĞİŞTİRMEDİM”
“2019’da seçildikten sonra 19 gün boyunca bir kişiyi bile değiştirmedim. Genel Sekreter Hayri Baraçlı… Bakın ilgili Genel Sekreter Yardımcısı Adil Karaismailoğlu; Ulaştırma Bakanlığı yapmış. Hani var ya Türkiye’de bütün veriler dünyaya servis edildi falan filan. Adil Karaismailoğlu orada, Genel Sekreter Yardımcısı. Gidin hemen işlem yapın hakkında, çağırın fezleke mi diyorsunuz ne diyorsunuz, gelsin çağırın ifade versin. Devam edeyim hemen altında Adil Bey’in altında Bilgi İşlem Daire Başkanı Selim Karabulut. İsimlerini anmak zorundayım.
Mesela Selim Bey çok ilginç. Niye ilginç biliyor musunuz? Selim Bey feryat ediyor, “Canımı veririm verileri vermem” diyor. Hani talimat verdim ya ben, “Canımı veririm” manşet oluyor yandaş medyaya. Selim Karabulut’la ben 18 gün çalıştım. “Canımı veririm verileri vermem”, ismi orada. Daha bir sürü isim sıralarım bu arada. Kentsel Dönüşümün şu andaki Şehircilik Bakanlığı’ndaki Genel Müdürü, İmar Daire Başkanı; PTT Genel Müdür Yardımcısı, Kültür Varlıkları Daire Başkanı; işte şu anda İller Bankası Genel Müdürü, o zaman Genel Sekreter Yardımcısı. Bunlarla çalıştım 18 gün.”
İMAMOĞLU: “BU KİŞİ (HÜSEYİN GÜN) MİT BAŞKANIYLA, DÖNEMİN BAKANLARIYLA VE BAYKAR’LA GÖRÜŞTÜM DİYOR, DAHA NE DESİN?”
“Sayın Başkan şunu da söylemem lazım; az önce burada beyefendi izahlarda bulundu. İlişkilerini anlattı, devlete dair yaptıklarını anlattı. Şimdi buradan söyleyeyim; vallahi beyefendi kimdir, ne yapmıştır, bağlantılarından dolayı bana değil, gitsinler Cumhurbaşkanı’na sorsunlar. Muhatabı o. Ben neye üzülüyorum biliyor musunuz? Yahu kişi MİT Başkanıyla çalışmış, bugünün MİT Başkanıyla; dönemin bakanlarıyla çalışmış, dönemin bürokratlarıyla çalışmış, kendine göre kendi ideolojisine göre kendisini Türk milletine ve Türk devletine adadığını ifade eden bir kişi ve o dönemde bir sürü insanla çalışmış, isimlerini veriyor.
Benim bir tane fotoğrafım var beyefendiyle ve rahmetli hanımefendiyle; kendisinin başkalarıyla bir sürü fotoğrafı var, uçak kaydına kadar veriyor, toplantı odasına kadar kimlerin olduğunu söylüyor, hangi savunma sanayi şirketi ile hangi önemli görüşmeyi yaptığını detaylarına giremem ama diyor çok önemliydi, yaptım diyor. Ve o şimdi diyor işte Baykar şirketininkidir diyor, Baykar şirketinin kime ait olduğunu biliyorsunuz diyor, daha ne desin? Daha ne desin?”
İMAMOĞLU’NDAN KALIN’A: “ORTADA CASUSLUK VARSA, ÇIKSIN TEK BİR SOMUT BELGE GÖSTERSİN”
” Bu ülkede devlet sırrı paramparça edilmişse, savcılık bu kadar şey yazmışsa, Ekrem İmamoğlu’nun ismi bu kadar zirveye çıkartılmış, “casus, ajan” diye yazılmışsa, MİT Başkanı size sesleniyorum niye konuşmuyorsunuz? Niye konuşmuyorsunuz? Ben konumum ne olursa olsun çıkar derim ki: “Ya arkadaş ben tanıyorum arkadaş ya! Bize toplantı düzenledi Londra’da, bak millete memlekete hayırlı işler yaptı.” Bu ne biliyor musunuz? İşte o talimat düzenini kuran rejimin kendisiyle oynayan, fikri hür vicdanı hür insanlarla çalışmayan kişilerin makamları ne olursa olsun kafalarını kuma sokma anlayışıdır. Ama her şey meydanda, kafanı soksan ne olur sokmasan ne olur kuma. Yazık değil mi ya? Türkiye’nin gündemine yazık değil mi? Konuşsana! Ama MİT Başkanı konuşsana! Bakanlık yapanlar konuşsana! Ekrem İmamoğlu’na laf yetiştiren birtakım siyasiler konuşsanıza, niye konuşmuyorsunuz? Ben çıkar söylerim, hata yapsam da söylerim yani. Bu nasıl bir düzen ya? Yani Türkiye’nin istihbaratının başındaki kişi buraya izah getirmeyecek de kim getirecek Allah aşkına ya? Allah aşkına ya!
Buradan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Cumhurbaşkanı adayı olarak sesleniyorum; ortada bir casusluk varsa MİT de ilgili tüm istihbarat birimleri de çıksın millete tek bir somut belge göstersin, tek! Ekrem İmamoğlu ile ilgili tek bir somut belge. Yıllardır manşet atıp, algı üretip, insanların aileleriyle, çoluğuyla çocuğuyla uğraşıyorsunuz. Basını da zor durumda bırakıyorsunuz. Ne yiyeceğini şaşırdı. Allah’tan kıymetli 3-5 tane mecra var, işte birini de peşkeş çekmeye gayret ediyorlar birilerine; onlar doğruyu göstermekte, doğruyu anlatmakta gayret etmeye çalışıyorlar. İzliyorum, sabahları izliyorum akşamları izliyorum, takip ediyorum hepsini. Ben buradayım, saklanmıyorum ki, kaçmıyorum; elimizde ne varsa çıkartın ortaya. Niye yani yargıyı bu kadar milletin huzurunda kötü koşullara sokuyorsunuz? İddianamenin işte içerik ve hukuki değer taşımayan değerlendirmeleriyle suçun kapsamını böyle zorla genişletmeye çalışmışlar. Metin ilerledikçe gerçekten hukuki ciddiyeti değil, tutarsızlığı, zorlama yorum ve vasatlığı büyüttüler. Siyasal casusluk gibi son derece ağır ve teknik bir suçlamanın bu derece delilsiz ve kurguya dayalı bir metinle ortaya konulabilmesi gerçekten mümkün değildir yani. Elbette hukuki çerçeveyi avukatlarım en iyi şekilde sizlere açıklayacaktır. Ama ifade etmek gerekir ki bu dili kullanan savcılık makamı hukuki değil, siyasi bir motivasyonla, menfaat elde etme motivasyonuyla; bakın her türlü menfaat, her türlü menfaat elde etme motivasyonuyla hareket etmektedir. Çok net! Çok net!”
İMAMOĞLU’NUN SAVUNMASI BİTTİ
Ekrem İmamoğlu’nun savunması 15.55’te sona erdi. Ardından mahkeme başkanının soruları başladı.