ABD ile Çin arasındaki güç mücadelesi kritik deniz yollarına taşındı

İran savaşı ve Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, küresel enerji akışını tehdit ederken jeopolitik uzmanlara göre bu tablo ABD ile Çin arasındaki daha geniş stratejik rekabetin parçası. Washington’un Panama Kanalı, Grönland, Cebelitarık Boğazı ve Malakka Boğazı gibi kritik geçiş noktalarında etkisini artırmaya çalışması, küresel tedarik zincirleri üzerindeki güç mücadelesini derinleştiriyor.

ABD ve İran, değişen ateşkes girişimlerine rağmen çıkmazda kalırken, Hürmüz Boğazı etrafındaki enerji krizi daha geniş bir jeopolitik tablonun parçası olarak değerlendiriliyor.

Jeopolitik uzmanlar ve ekonomistlere göre, dünyanın en önemli enerji geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı, ABD’nin Çin’e karşı yürüttüğü daha geniş çaplı “soğuk savaş” niteliğindeki rekabetin yalnızca bir bölümü.

KÜRESEL TEDARİK HATLARI SATRANÇ TAHTASINA DÖNDÜ

İran savaşı ve Hürmüz ablukası, bu hızlı tempolu oyunun şimdiye kadarki en büyük hamlesi olarak görülüyor.

Mücadelenin merkezinde yalnızca enerji değil; dünyanın tarım ürünleri, tedarik zinciri parçaları ve stratejik mallarının geçtiği kritik su yolları ve dar geçiş noktaları da bulunuyor.

Çin hızlı büyümesine rağmen enerji ithalatına büyük ölçüde bağımlı kalmayı sürdürüyor. ABD ise şimdilik denizlerde üstünlüğünü koruduğunu savunuyor.

Hürmüz krizi gündemin merkezinde yer alsa da ABD’nin, perde arkasında dünyanın diğer stratejik deniz yollarında etkisini artırmaya çalıştığı belirtiliyor. Bu hatlar arasında Panama Kanalı, Grönland, Avrupa ile Afrika arasındaki Cebelitarık Boğazı ve Asya’daki Malakka Boğazı öne çıkıyor.

“ABD ÇİN’İN BAĞIMLI OLDUĞU ZAYIF NOKTALARA BASKI UYGULUYOR”

Macquarie Group’un kıdemli ekonomi stratejisti Thierry Wizman, ABD’nin küresel tedarik zinciri geçiş noktalarındaki zayıf halkalara baskı uyguladığını söyledi.

Fortune’a konuşan Wizman, bu noktaların Çin’in ekonomik üstünlüğünü sürdürmek için bağımlı olduğu deniz yolları olduğunu belirtti.

Wizman’a göre ABD, son haftalarda ve aylarda bu alanlarda daha fazla hakimiyet kurmaya çalışıyor. Bu hamle, Çin’i sınırlama stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.

TİCARET SAVAŞINDAN DENİZ YOLLARINA

Gerilim, Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminin başlarında küresel tarife savaşını başlatmasıyla tırmandı. Bu süreçte Çin, ana hedeflerden biri oldu.

Çin ise kritik mineraller ve nadir toprak elementleri üzerindeki küresel tedarik zinciri gücünü öne çıkararak karşılık verdi.

ABD’nin buna yanıtı, stratejik darboğaz noktaları ve Çin’in petrol üreten müttefiklerini hedef almak oldu. Bu kapsamda İran ve Venezuela da Washington’un baskı uyguladığı ülkeler arasında yer aldı.

Enerji analisti Dan Pickering’e göre, İran savaşı dahil son gelişmelerin arkasında bir Çin boyutu da bulunuyor. Pickering, Venezuela ve İran’ın petrol ihracatının neredeyse tamamının Çin’e gitmesinin tesadüf olmadığını belirtti.

BATI YARIMKÜREDE “DONROE DOKTRİNİ”

Beyaz Saray, Trump’ın taktiklerini geçen yılın sonlarında gayriresmi olarak “Donroe Doktrini” olarak adlandırdı.

Bu yaklaşım, ABD’nin Batı Yarımküre üzerinde daha fazla kontrol kurma planlarını kapsıyor.

Yaklaşık bir ay sonra ABD, ocak başında Venezuela lideri Nicolás Maduro’yu gece yarısı düzenlenen operasyonla zorla gözaltına alarak dünyayı şaşırttı. Operasyonun başarıya ulaşması, Trump’ın özgüvenini artırdı.

Ancak bu hamle küresel ölçekte kesin bir üstünlük anlamına gelmedi.

GRÖNLAND VE GIUK GEÇİDİ ÖNE ÇIKIYOR

Trump, Venezuela hamlesinin ardından Grönland’ı satın alma ya da ele geçirme fikrini daha sık dile getirmeye başladı. Bu açıklamalar NATO müttefiklerinde rahatsızlık yarattı.

Grönland, petrol ve kritik mineral potansiyelinin yanı sıra Çin ve Rusya tarafından kullanılabilecek ekonomik ve askeri geçiş yolları açısından da önem taşıyor.

Bunlardan biri, Grönland-İzlanda-Birleşik Krallık hattı olarak bilinen GIUK geçidi. Bu hat, kritik bir deniz geçiş noktası olarak görülüyor.

İklim değişikliği nedeniyle buz tabakalarının erimesiyle, Grönland çevresindeki deniz yollarının daha fazla açılması bekleniyor.

PANAMA KANALI’NDA ÇİN ETKİSİNE KARŞI HAMLE

Batı’daki bir diğer kritik geçiş noktası Panama Kanalı. Pasifik ve Atlantik okyanuslarını birbirine bağlayan kanal, ABD açısından stratejik öneme sahip.

ABD, Çin’in kanal üzerindeki artan etkisinden rahatsızlık duyuyordu.

Ocak ayının ilerleyen günlerinde, yoğun ABD baskısı altında Panama Yüksek Mahkemesi, Hong Kong merkezli CK Hutchison Holdings’in Panama Kanalı’nı yönetme sözleşmesini anayasaya aykırı buldu.

Panama hükümeti şubat ayında şirketin kanal limanlarına el koydu. Bu gelişme Çin’de rahatsızlık yarattı.

Kanalda yeni sözleşme verilene kadar geçici kontrol, Danimarkalı A.P. Moller-Maersk grubunun ABD dostu bir Avrupa oyuncusu olarak görülen iştirakine geçti.

ORTA DOĞU’DA HÜRMÜZ HAMLESİ

Venezuela operasyonunun ardından ABD, İsrail’in desteğiyle şubat sonunda İran’a sürpriz saldırı başlattı.

Bu hamle, ABD’nin 2003 Irak işgalinden bu yana bölgede oluşturduğu en büyük donanma gücünün ardından geldi.

Ancak İran’ın hızlı teslim olması beklenirken, Tahran beklenmedik bir karşı hamle yaptı. İran, Hürmüz Boğazı’nı tanker saldırıları, hızlı botlar, insansız hava araçları ve Körfez ülkeleri ile enerji altyapılarına yönelik saldırılarla baskı aracı haline getirdi.

HÜRMÜZ’DE ENERJİ AKIŞI SIKIŞTI

Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol, sıvılaştırılmış doğal gaz, gübre, petrokimya ve diğer ürünlerin yaklaşık yüzde 20’si büyük ölçüde sıkışmış durumda.

ABD ise İran limanlarını abluka altına alarak karşılık verdi.

Bu tablo, enerji akışında küresel ölçekte ciddi bir kırılmaya yol açtı.

ABD, petrol ve doğal gaz üretiminde dünyada ilk sırada yer aldığı için Amerikalı tüketiciler yüksek fiyatlarla karşılaşsa da pompada kıtlık yaşamıyor. Buna karşılık Asya’nın büyük bölümünde daha sıkı tasarruf önlemleri uygulanıyor.

OPEC ZAYIFLARKEN ABD KÖRFEZ ÜLKELERİNE YAKLAŞIYOR

Savaş planlanandan uzun sürse de ABD’nin Orta Doğu’daki etkisini artırma ve İran’ı daha fazla izole etme olasılığı bulunuyor.

İran’ın da içinde yer aldığı OPEC, Birleşik Arap Emirlikleri’nin ayrılacağına ilişkin sürpriz açıklamanın ardından daha zayıf bir konuma düştü.

Trump, küresel petrol fiyatları üzerindeki etkisi ve piyasa manipülasyonları nedeniyle OPEC’i eleştirirken, bunun yerine Körfez İşbirliği Konseyi’ndeki altı monarşiyle daha yakın çalışmaya odaklanabilir.

Bu ülkeler Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Umman ve Bahreyn’den oluşuyor. Söz konusu ülkelerin tamamı ABD ile ortaklık içinde bulunuyor ve savaş sırasında İran’ın misilleme saldırılarına hedef oldu.

NİSANDA FAS VE ENDONEZYA HAMLELERİ

İran savaşı sürerken ABD, nisanda Fas ve Endonezya ile de yeni anlaşmalar yaptı.

Bu anlaşmaların sırasıyla Cebelitarık ve Malakka boğazları üzerinde etkili olabileceği belirtiliyor.

Ay ortasında ABD ve Endonezya yeni bir askeri ortaklık duyurdu. Bu ortaklığın, Hint ve Pasifik okyanusları arasındaki ana deniz yolu olan Malakka Boğazı üzerinde ABD’ye daha fazla etki sağlayabileceği değerlendiriliyor.

Çin, yıllardır “Malakka ikilemi” olarak bilinen bu kırılganlığa dikkat çekiyor ve ithalatında bu hatta büyük ölçüde bağımlı bulunuyor.

CEBELİTARIK BOĞAZI DA STRATEJİK ÖNEMDE

ABD ve Fas birkaç gün sonra yeni bir askeri işbirliği yol haritası açıkladı.

Cebelitarık Boğazı, İspanya ile Fas arasında yer alıyor. Daha kritik olarak bu boğaz, Avrupa ile Afrika arasındaki yoğun deniz geçiş hattı olarak öne çıkıyor.

Wizman, Fas ve Endonezya anlaşmalarını ABD açısından “net kazanımlar” olarak nitelendirdi. Ancak bu kazanımların pratikten çok sembolik değer taşıyabileceğini de belirtti.

SİNGAPUR’DAN PASİFİK UYARISI

Singapur Dışişleri Bakanı Vivian Balakrishnan, geçen hafta CNBC konferansında yaptığı açıklamada, Orta Doğu’daki savaşın ABD ile Çin arasında Pasifik’te yaşanabilecek bir savaş için “prova” olabileceği uyarısında bulundu.

Malakka Boğazı’nın Endonezya’nın karşı tarafında yer alan Singapur, iki büyük güçle de iş yapabilecek tarafsız bir konumda bulunuyor.

Ancak Balakrishnan, gerilimin tırmanması halinde ülkesinin savaşın ortasında kalmasından endişe ettiğini söyledi.

MALAKKA’DA GEÇİŞ ÜCRETİ TARTIŞMASI

İran’ın Hürmüz Boğazı’nda ücretli geçiş sistemi kurmayı hedeflediği belirtilirken, Endonezya, Singapur ve Malezya da Malakka Boğazı için benzer bir modelin artılarını ve eksilerini kamuoyu önünde tartışıyor.

Balakrishnan ise bu fikre karşı olduğunu belirterek, herkes için serbest geçiş hakkını desteklediğini ifade etti.

TRUMP’IN HATALARI VE ÇİN’İN BAKIŞI

Uzmanlara göre bu tablo, Beyaz Saray’ın kusursuz bir strateji yürüttüğü anlamına gelmiyor.

Thierry Wizman, Trump yönetiminin NATO ittifaklarını zayıflatmasını ve İran’ın karşı hamlelerinin ardından Orta Doğu’da net bir çıkış planı bulunmamasını hata olarak değerlendirdi.

Wizman’a göre sorun, Çin ile jeopolitik rekabet teorisinden çok bu stratejinin uygulanış biçiminde yatıyor.

ÇİN BEKLEME AVANTAJINA SAHİP

Dünyanın diğer tarafında Çin, ABD’nin Orta Doğu’da zorlanmasını ve tarihsel müttefikleriyle ilişkilerine zarar vermesini izliyor.

Wizman’a göre Trump’ın agresif hamlelerinin, Çin’in Tayvan’a yönelik olası bir müdahaleyi gerekçelendirmesine veya dünyanın geri kalanında etkisini artırmasına yardımcı olup olmayacağı sorusu henüz yanıtlanmış değil.

Bu sırada Çin, bazı petrokimya tesislerini kapatsa ve petrol rafinaj faaliyetlerini azaltsa da bekleme avantajına sahip.

ABD’nin tahminlerine göre Çin’in yaklaşık 1,4 milyar varil ham petrol rezervi bulunuyor. Bu miktar, dünyanın geri kalan acil durum stoklarının toplamına yakın.

ABD Stratejik Petrol Rezervi ise yaklaşık 400 milyon varille ikinci sırada yer alıyor.

ÇİN ENERJİ BAĞIMLILIĞINI AZALTMAYA ÇALIŞIYOR

Çin, yenilenebilir enerji kurulumunda ve elektrikli araç üretiminde dünyaya öncülük ediyor.

Bu adımlar, ülkenin yabancı petrol ve doğal gaza bağımlılığını kademeli olarak azaltma stratejisinin parçası olarak görülüyor.

ABD açısından Batı Yarımküre dışındaki deniz yollarına yeniden odaklanmak, “Donroe Doktrini” ile çelişki olarak değil, bu yaklaşımın uzantısı olarak değerlendiriliyor.

Wizman’a göre ABD, iki yönlü bir strateji izliyor. Bir yandan yarımküre dışındaki kritik geçiş noktalarında agresif davranırken, diğer yandan Batı Yarımküreyi olası bir geri çekilme alanı olarak güçlendirmeye çalışıyor.

BATI YARIMKÜRE ABD İÇİN YEDEK STRATEJİ OLABİLİR

Wizman’a göre Çin büyümeye devam eder ve Doğu Yarımküre’de etkisini artırırsa, ABD’nin kendi nüfuz alanını koruması gerekecek.

Bu durumda Batı Yarımküre, Washington için bir sığınak ya da yedek stratejik alan haline gelebilir.

Ancak bunun için Amerika kıtası içinde daha güçlü tedarik zincirlerinin kurulması gerekiyor.

Wizman, Batı Yarımküre’nin ABD’nin ihtiyaç duyduğu kaynaklara ve nüfusa sahip olduğunu, bu nedenle diğer ülkelere bağımlı olmadan kendi kendine yeterli bir alan olarak değerlendirilebileceğini ifade etti.

Latest from Dünya

Bunları da kaçırmayın