AYM’nin hak ihlali faturası katlanıyor: Adaletin gecikmesi bütçeyi vurdu

Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararları nedeniyle devletin ödediği tazminat tutarı, 2026’nın ilk 4 ayında 148 milyon TL’yi aşarak geçen yılın tamamını geride bıraktı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın nisan ayı bütçe verileri, Türkiye’deki hukuk sisteminin ve yargılama süreçlerinin yapısal krizini mali bir tabloyla ortaya koydu.

Gazeteci Çiğdem Toker’in T24’teki analizine dayanan verilere göre; Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yapılan bireysel başvurular neticesinde hükmedilen tazminat miktarı, bu yılın henüz ilk dört ayında 148 milyon 183 bin TL’ye ulaştı.

Bu çarpıcı rakam, geçen yılın aynı dönemine kıyasla üç katı aşan bir artışa işaret ederken, 2025 yılının tamamında ödenen 111,5 milyon TL’lik toplam tazminat tutarını da sadece 4 ayda tamamen tüketmiş durumda.

Tablo: 2025 ve 2026 Yılları İlk 4 Aylık Tazminat Karşılaştırması (TL)

Ay                          2025 Yılı Ödemeleri                        2026 Yılı Ödemeleri                        Artış Oranı

Ocak                      3.621.000                                          8.398.000                                         %131

Şubat                    17.865.000                                         24.520.000                                         %37

Mart                      14.646.000                                        58.768.000                                        %301

Nisan                    11.162.000                                         56.497.000                                          %406

TOPLAM              47.162.000                                        148.183.000                                       %214

YÜKSELEN TAZMİNATLAR NE ANLAMA GELİYOR?

AYM’ye yapılan bireysel başvurular genellikle şu alanlarda yoğunlaşıyor: Adil yargılanma hakkının ihlali, makul sürede yargılanma hakkının ihlali, ifade özgürlüğü ihlalleri, tutuklama tedbirlerinde ölçüsüzlük, mülkiyet hakkı ihlalleri, basın özgürlüğü ve toplantı gösteri hakkı ihlalleri.

Bu başvuruların önemli kısmında AYM, “hak ihlali” kararı veriyor. Bu ise devletin yurttaşa tazminat ödemesi anlamına geliyor.

Ancak burada dikkat çeken nokta yalnızca artan dosya sayısı değil. Artık ihlallerin niteliği de ağırlaşıyor.

Özellikle uzun tutukluluk, yıllarca bitmeyen davalar ve ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleler nedeniyle verilen manevi tazminatların tutarı büyüyor. Yüksek enflasyon ve alım gücündeki erime de AYM’nin tazminat hesaplamalarını doğrudan etkiliyor.

ASIL BÜYÜK FATURA AİHM’DE

Bugün kamuoyunda daha çok AYM tazminatları konuşulsa da, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu asıl büyük risk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) dosyalarında yatıyor.

Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararları iç hukuk mekanizması içinde çözülebilen dosyalar anlamına geliyor.

Ancak iç hukuk yollarının etkisiz bulunduğu durumlarda süreç Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne taşınıyor.

AİHM’in Türkiye hakkında verdiği ihlal kararlarında hükmedilen tazminatlar ise çoğu zaman AYM rakamlarının katbekat üstüne çıkıyor.

Üstelik mesele yalnızca maddi ödeme değil; uluslararası alanda hukuk devleti imajının zedelenmesi, yatırımcı güveninin aşınması ve demokratik standartlara ilişkin eleştirilerin derinleşmesi de ekonomik sonuçlar doğuruyor.

Türkiye, son yıllarda AİHM’de en fazla mahkûm edilen ülke konumunda. Özellikle Gülen Cemaati mensuplarına yönelik hukuksuzluklar dikkat çekiyor. AİHM bu konuda Türkiye’yi mahkum eden toplu kararlar vermeyi başladı.

Özellikle: ifade özgürlüğü, gazetecilerin tutuklanması, siyasi davalar, uzun yargılama süreçleri, mülkiyet hakkı ihlalleri başlıklarında yoğun eleştirilerle karşı karşıya.

YEREL MAHKEMELERE GÜVEN EROZYONU

AYM’ye yapılan bireysel başvuruların bu kadar artmasının temel nedenlerinden biri de yerel mahkemelere duyulan güvenin zayıflaması.

Son yıllarda birçok hukukçu, baro ve insan hakları örgütü; yargının bağımsızlığının aşındığını, özellikle siyasi nitelikli dosyalarda mahkemelerin iktidar baskısından bağımsız hareket etmekte zorlandığını dile getiriyor.

Özellikle bazı kritik davalarda: AYM kararlarının alt mahkemelerce uygulanmaması, tahliye kararlarına direnilmesi, siyasi söylemlerle paralel kararların çıkması, “hukukun üstünlüğü” tartışmalarını daha da büyüttü.

Bir hukuk devletinde yüksek mahkeme kararlarının bağlayıcılığı tartışma konusu olmazken, Türkiye’de zaman zaman AYM kararlarının dahi uygulanmaması sistemsel bir kriz görüntüsü veriyor. Bu durum yalnızca bireysel mağduriyet üretmiyor; aynı zamanda devlete yeni tazminat yükleri getiriyor.

HUKUKSUZLUĞUN EKONOMİK BEDELİ

Ortaya çıkan tablo aslında çok net bir gerçeği gösteriyor: Hukuksuzluk yalnızca siyasi veya toplumsal bir sorun değil, aynı zamanda ekonomik bir maliyet.

Devlet, yanlış tutuklamaların, uzun süren davaların, ifade özgürlüğü ihlallerinin ve yargısal keyfiliğin bedelini milyonlarca liralık tazminatlarla ödüyor.

Ancak asıl faturayı toplum ödüyor. Çünkü bu kaynaklar doğrudan kamu bütçesinden, yani vatandaşın vergilerinden karşılanıyor.

2023 yılında bireysel başvuru tazminatlarının 1 milyar 349 milyon TL ile rekor kırması, ardından 2026’da yeniden sert yükseliş yaşanması; Türkiye’de hukuk krizinin geçici değil, yapısal hale geldiğini düşündürüyor.

Uzmanlara göre çözüm yalnızca yeni yasa paketleri değil. Asıl ihtiyaç: bağımsız yargı, siyasi etkiden arındırılmış mahkemeler, AYM ve AİHM kararlarına koşulsuz uyum, evrensel hukuk normlarına dönüş.

Aksi halde hem AYM hem de AİHM dosyalarının kabarmaya devam edeceği, bunun da Türkiye’ye hem ekonomik hem de demokratik açıdan ağır maliyetler çıkaracağı değerlendiriliyor.

Latest from Adalet

Türkiye’nin en antipatik İkilisi 

Yasa dışı bahis soruşturması kapsamında tutuklanan Rasim Ozan Kütahyalı’nın, eski eşi Nagehan Alçı’ya yaptığı açıklamalar sonrası ilk tepki AKP’li Mücahit Birinci’den geldi. Birinci, Alçı’ya

Bunları da kaçırmayın