Nuray Mert yazmayı, görüş vermeyi ve yorumu bıraktı: ‘Korkuyorum’

Nuray Mert yazmayı, görüş vermeyi ve yorum yapmayı bıraktığını duyurdu.

Yazar ve akademisyen Nuray Mert, yazı yazmayı, yorum yapmayı ve görüş vermeyi bıraktığını belirterek, “2010 yılında, bu kez “Korkuyorum” başlıklı bir yazı yazmıştım. Şimdi de korkuyorum, asıl bu kez korkuyorum, hem de çok korkuyorum. Hem kendi adıma, hem ülkem adına korkuyorum” ifadesini kullandı.

Nuray Mert, Medyascope’da yer alan yazısında şu ifadeleri kullandı:

“Yıllar önce, Fazilet Partisi’nin kapatılma kararı üzerine “Utanıyorum” başlıklı bir yazı (Radikal, 26 Haziran 2001) yazmıştım. Bu ülkede “ana muhalafet partisi kapatılırken, başörtülü kadınlar ‘suçlu’ muamelesi görürken özgürce dolaşmaktan utanıyorum” demiştim. O kapatılan partinin devamı olanlar iktidara geldi, ülkeyi 23 yıldır yönetiyor. 2010 yılında, bu kez “Korkuyorum” başlıklı bir yazı yazmıştım. Şimdi de korkuyorum, asıl bu kez korkuyorum, hem de çok korkuyorum. Hem kendi adıma, hem ülkem adına korkuyorum.

“Dertler paylaşılırsa azalır” başlıklı bir yazımda, şimdiye kadar başıma gelenlerin bir kısmını ilk kez paylaşma ihtiyacı duyduğumu yazmıştım. Benim partim, cemaatim, sosyal medya hesabım, takipçilerim yok. Üstelik, düşüncelerim hiçbir kesimden insanın hoşlanacağı türden değil. Tam da bu nedenle, laik kesimin hoşlanmadığı özgürlükleri savunduğum dönem akademik hayattan dışlandığımda kimse destek olmadı. Sonra iktidarın baskısı ile ana medyadan dışlandığımda beş yazar dışında, kimse ses çıkarmadı. Bazıları görüşlerime katılmadığı için, sonra baş muhalif kesilen bazıları ise, o zaman işlerini kaybetme korkusuyla ifade özgürlüğü adına tek kelime etmedi. Cumhuriyet gazetesinden atıldığımda, gazetenin görüşlerine uzak bazı demokrat arkadaşlar bile, Darwin teorisine inanmadığım için atılmayı hak ettiğimi yüzüme söylediler. Bu durum büyük bir yalnızlık demek, hep bu yalnızlığın, ezberler dışında kalmanın katlanılması gereken bir bedeli olduğunu düşündüm. Ancak, bu yalnızlık artık tehlikeli hale gelmeye, boşunalık duygusu ağır basmaya başladı.

‘SON DÖNEMECE GİRİLDİ’

Şimdi son dönemece gelmiş durumdayım. Mart ayı başında, Ramazan’ın ilk günü, Akit TV’de bir programa davetliydim. Eşin dostun uyarılarına kulak asmadım, hangi mecra olursa olsun ayırt etmemek gerektiğini düşündüm, programa katıldım. Program boyunca ısrarla Kürt meselesi ile ilgili görüşlerim, zamanında başıma iş açan eski görüntüler, çarpıtılmış konular gündeme geldi. Bir kez daha tüm samimiyetimle görüşlerimi izah etmeye çalıştım. Bundan hiç rahatsızlık duymadım. Ne büyük bir gaflet!

İşaret fişeği miydi, uğursuz bir alamet mi bilmiyorum ama ertesi gün de, Oda TV denilen mecra, bu programın tepki toplayacak bölümlerini kapsayan bir haberini yapmış. Biri İslamcı, biri ulusalcı, birbirinden uzak gibi bilinen iki mecra, bilerek veya bilmeyerek beni hedef haline getirebilecek noktada buluşmuş. Nitekim, iki buçuk hafta sonra hakkımda 2014 yılında, bir kadın gazeteciler ziyareti çerçevesinde, Suriye’nin Kürt bölgesinde çekilmiş bir fotoğrafa dayanarak “silahlı örgüt üyeliği” ithamı ile ağır ceza davası açıldığı tebliğini aldım. Nasıl bir iştir, anlamak zor. Kim benim değil silahlı, her hangi bir örgüt üyesi olabileceğime ciddi ciddi inanır akıl yürütmek mümkün değil.

‘BU ÜLKENİ İYİLĞİ ADINA YAZDIM, ÇİZDİM, SÖYLEDİM’

Bu zaman zarfında, eşim dostum, yine beni kabahatli buldu, neden Akit TV’nin programına çıktım, zamanında başıma onca iş açan bu konulara, sorulara muhatap olmanın yolunu açtım. Bu tür yayınlar, olayları köpürtme aracı değil miydi? Ne diyeyim, onlar da haklı. Nasıl bir ülkede yaşadığımın farkında değil miyim, değilsem olmam gerekmez mi? Gerekir gerekmesine de ben hep bu düşünceyle hareket etmeyi reddetmiş biriyim. Saklanacak, gizlenecek bir şeyim yok, ne söylüyorsam bu ülkenin iyiliği adına yazdım, çizdim, söyledim diye düşündüm. Bir başka gaflet!

Sadece benim değil, bu ülkeye dair fikir yürüten kimsenin zarar vermek amacı taşımadığı düşünürüm. Peki, bir ülkeye zarar veren düşünceler yok mudur? Bence vardır, bir fikrin fanatiği olmak bunlardan biridir, çünkü fanatik görüşler, aynı ülkede yaşayan insanları birbirine düşman eder. Aynı ülkede yaşayan insanlar arasında düşmanlıktan daha tehlikeli bir şey olabilir mi?

Hiç milliyetçi değilim ama insanın ülkesini sevmesi, sakınması için milliyetçi olması gerekmiyor. Doğrusu, ben tam tersine milliyetçiliğin, ülkesini sevmenin ötesinde, toplumda düşmanlık yaratan bir ideoloji olduğunu düşünürüm. Nitekim, şimdilerde milliyetçilik adına, kendini bu ülkenin “gerçek sahibi” ilan edenler, mevcut iktidara muhalefet eden herkesi “düşman” bellemiş vaziyette. Aklı başında, sorumluluk sahibi herkesin itidal çağrısı yapması gerekirken, iktidar çevresinde pek çokları kalemini sivriltip, ateşe körükle gidiyor. “İç düşman” tanımı yapıyor, “İsrail ajanlığı”, “beşinci kol” ithamları havada dolaşıyor. Başörtüsünü düşman belleyerek yapılan haksızlıklar bir yana, demokrat geçinenlerin dahi “kamu hayatında dini sembol olmaz” şeklindeki düşüncelerine karşı çıkmış biriyim. “Bir zamanlar mazlum olanlar nasıl zalim olabilir?” diye de sormuyorum. Pekâlâ olabilir, işin
ucunda para, mevki gibi çıkarlar varsa olabilir, oluyor. İntikam duygusu varsa olabilir, oluyor. Diğer taraftan, başka kafada olanların, “Aldandınız, sizi kandırdılar, siz onları savundunuz sonuç böyle oldu” laflarına da hiç mi hiç kulak asmam. “Herkes kendi ahlakına uygun olanı yapar” diye düşünürüm, ben de kendi ahlak anlayışıma, inandığım değerlere uygun olanı yaptım, değil pişman olmak, bir saniye bile tersini düşünmedim, düşünmem.

‘YURTDIŞINDA YAŞAMAYI DÜŞÜNMEDİM’

Yurtdışında yaşama özlemi duyanlara şaşarım. İmkân olduğu halde, hiç yurtdışında yaşamayı düşünmedim. Ona da pişman değilim. Sadece, kendi adıma da ülkem adına da artık korkuyorum. Kendi adıma, soluğu cezaevinde alırsam kedilerime kim bakar diye korkuyorum. “Torun” saydığım, yeğenimin küçük kızından ayrı kalırım diye korkuyorum. Geçirdiğim ölümcül hastalığın izleri, sağlık durumum, yaşım itibarıyla tahammülüm, mecalim bitmek üzere diye korkuyorum. Ülkem adına, bir karanlık tünelde nereye gittiğimiz meçhul hale geldiği için korkuyorum. O küçük kız için korkuyorum. Gocunulacak yanı yok, insan korkan bir varlıktır.

Sonuçta bu nedenle ve başıma açılan son davada sonuç ne olursa olsun, hep bir vatandaşlık görevi olarak gördüğüm ülkeme ilişkin siyasi yorum yazısı yazmaya, görüş bildirmeye son verme kararı aldım.

Bir cevap yaz

Your email address will not be published.

Önceki Haber

BAK ŞU KKTC’DE OLANLARA:

BAŞÖRTÜSÜNE GEÇİT YOK YÜRÜYÜŞÜ YAPTILAR

Next Story

Trump kendi şirketlerini pazarlayınca insider trading suçlamasıyla karşı karşıya kaldı

Latest from Blog

38 milyon ölümün sorumlusu ABD çıktı

​ Dünyanın en prestijli tıp dergilerinden The Lancet Global Health’te yayımlanan sarsıcı bir araştırma, ABD ve müttefiklerinin uyguladığı tek taraflı yaptırımların 1971-2021 yılları arasında toplam 38 milyon insanın ölümüne yol açtığını ortaya
15 Mart 2026

Gazeteci Bilal Özcan tutuklandı

Sosyal medya fenomeni ve moda tasarımcısı Ayşegül Eraslan’ın ölümüyle ilgili “cinayet” iddiasını gündeme getiren gazeteci Bilal Özcan, ‘yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçlamasıyla tutuklandı. İşte Benim Stilim yarışmasıyla adını duyuran 27 yaşındaki sosyal
15 Mart 2026

Arda Güler’in 68 Metre’den attığı gol

LaLiga’nın 28. haftasında Real Madrid, Elche’yi 4-1 mağlup etti. Arda Güler’in 68 metre olarak ölçülen golü, 2004’te Antonio José’nin CD Numancia formasıyla Sevilla FC ağlarına gönderdiği 68 metrelik golle paylaşılan La Liga
15 Mart 2026
GİTYukarı

Bu haberleri de kaçırma!

YILDIRAY OĞUR/ Nuray Mert’in vedası ya da mayınlı köyde evde oturmak…

Türkiye, mayın döşenmiş bir sınır köyünde yaşamak gibi. Dün eve

AKP içinde bile isyan başladı: Nereye gidiyoruz

Gazeteci Nuray Mert, hakkında “terör örgütüne üye olmak” suçundan açılan